Bilgi Kimyasal Maddeler, Riskleri, Kullanimi, Taşinmasi, Depolanmasi Ile Ilgili Yaptirimlar Ve Türkiye Uyg

Tüisag TMGD

Administrator
Yönetici
KİMYASAL MADDELER, RİSKLERİ, KULLANIMI, TAŞINMASI, DEPOLANMASI İLE İLGİLİ YAPTIRIMLAR VE TÜRKİYE UYGULAMALARI

Gelişen bilim ve teknoloji toplum için yararlarının yanında taşıdığı risklerle de toplumun can
ve mal güvenliğini tehdit etmektedir. Teknoloji sağladığı konfora karşı insan ve çevre sağlığı
ilişkilerini olumsuz olarak etkilemekte toplumun sürekli kontrollü ve hazırlıklı olmasını
gerektirmektedir.

Sağlıklı çalışma hakkı ekonomik ve siyasal yaşamın doğal yasalarla düzenlendiği sanayi
devrimi koşulların günümüze kadar kavramsal ve kuramsal dayanaklarla geliştirilmiş ve
güçlendirilmiştir. Sağlıklı yaşama hakkıyla bütünleşen bu hakkın korunması ve geliştirilmesi politika
ve eylem programlarıyla, girişim teknikleri ve yöntemleriyle geliştirilmiştir.

Her ülke daha sağlıklı ve güvenli üretim arayışındadır. Sağlıklı çalışma hakkı ve kavramsal
gelişim aşamaları ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerde ve ilgili yayınlarla belgelenmiştir.
İş sağlığı ve iş güvenliği multidisipliner (çok disiplinli) bir bilim dalıdır. Bir mühendis veya
doktor kendi dalında ne kadar iyi yetişmiş olursa olsun iş güvenliği konusunda uzman sayılamaz. İş
güvenliği konusunda mühendislik formasyonu üzerine eklenmesi gereken multidisipliner (tıp,
ergonomi, iş psikolojisi, iş hukuku) bilgilerin edinilmesi ile uzman sayılabilir. Aynı durum işyeri
hekimleri için de söz konusudur. Bu nedenle iş güvenliği konusunda çalışan meslek elemanlarına
gerek öğrenim sürecinde, gerekse çalışma yaşamına girdikten sonra, kendine özgü bir uzmanlık dalı
olan ve pek çok disiplinin buluştuğu noktada bilgilere gereksinim gösteren bu konuda eğitim
verilmelidir.

İnsan aktivitesinin bulunduğu her yerde risk mevcuttur. Riski önlemenin birinci
işyerinizde veya çevrenizde mevcut bulunan risklerin tammlanmasıdır. İşyerinizde ve çevrenizde
mevcut bulunan risklerin tanımlanmasıyla başlayan ve adım adım ilerleyerek yapılan risk analizleri
sonucunda işletmede var olabilecek olan işletmedeki tehlike ve işletim sorunları tespit edilerek ve bu
sorunlarla mücadele etme yöntemleri geliştirilebilir.

Dünyada yaygın olarak kullanılan ve ülkemizde de değişik işletmeler bazında uygulandığını
gözlemlediğimiz Endüstride Tehlike ve İşletilir Olma Analizi (HAZOP)nden söz etmek yerinde
olacaktır. Hazop proses sanayinde çeşitli tehlike (risk) değerlendirme yöntemlerden biridir. Risk

eğerlendirmesinin temeli işletmenin tarihçesi, yöneticileri bilgi, deneyim, öngörüleri ve analitik
metodlardan oluşmaktadır. Dünyada sigorta şirketlerinin sorumluları sigorta yapacakları proses
sanayi kuruluşlarından özellikle Hazop yöntemi ile yapılmış güncel bir tehlike değerlendirmesini
istemekte ve bu değerlendirmeye göre sigorta için daha düşük fiyat vermektedirler. Ülkemizde
sigortacılık sistemi ne yazık ki bu düzeye gelmemiştir. Hazop işletmede çalışan kişilere tehlike ve
iletişim sorunlarına yol açabilecek bütün yolları düşündürmeye sağlayan bir tekniktir. Hazop olası
problemleri azaltmak için uzmanların proses üzerinde bilgi ve deneyimlerinden sistematik olarak
yararlanan bir tekniktir. En önemli adımı ise farklı branşlarda bir çok uzmanın bir arada ekip
çalışması yapmasını sağlayarak etap etap sistematik bir tarama ile tehlike ve iletişim sorunları tespit
edilir. Diğer bir özelliği ise bu ekibin beyin fırtınası yapmasma yardımcı olur.

1996 yılında Gümrük Birliğine girmemiz ile birlikte ülkemizde Avrupa ile yarışabilmesi için
önemli değişim atakları başlatılmıştır. ISO 9000 Kalite Standartları ve Toplam Kalite Yönetimi
çerçevesinde şirketlerin düşünce ve iş anlayışının değişimi görüldü.

Brezilya'daki RİO Çevre Konferansı sonrasında benimsenen "Sürdürülebilir Kalkınma"
ilkesi ile çevre değerlerini ön plana çıkaran Çevre Yönetim Sistemleri yaşamımıza girdi. ISO 14000
kuruluş ve kuruluşla ilişkide bulunan müteahhit, taşeron vb. kuruluşların çevre yönetim sistemine
etkin katılımını öngörmektedir.

Toplam Kalite Yönetimi (TKY) kuruluşlar açısmdan verimliliği arttırdığı, rekabet gücünü
yükselttiği ve karlık sağladığı için tercih edilmelidir. Kuruluş için yaşamsal nitelik taşıyan bu tür bir
yaklaşımın gönüllü olarak firmalarca benimsenmesi doğaldır. Ancak ÇYS bir kuruluşa bu denli açık
yararlar sağlama özelliğini ilk bakışta göstermemektedir.

Çevreye yönelik yasal yaptırımları sadece standartlara uyarak da gerçekleştirebilir. AB
çevreye yönelik politikaları çeyrek asırlık bir süreç içinde yavaş yavaş değişmiş ve 1990'dan sonra
belirgin bir farklılık göstermiştir. 1987 yılı Temmuz'unda yürürlüğe giren Tek Avrupa Yasası (Single
European Act-SEA), tüm birlik ülkelerinin çevre politikalarının uyum içinde olmasını zorunlu
kılmaktadır. 1993'te gündeme gelen 5 çevresel hareket planı sürdürülebilir. Ekonomik gelişme
çevreye zarar vermediği durumlarda kabul edilebilir düşüncesini getirmiştir.

1- Program (1973-76): Bu program çevresel prensipleri belirtirken ilk olarak "kirleten öderrpoüuter
pays" prensibini gündeme getirmiştir. Üye ülkelerin alması gereken önlemler belirlenmiştir.
2- Program (1977-81): Birinci programın devamı niteliğindeki bu program temel kirliliği önleme
yerine kontrol etmeye ağırlık vermektedir.

3- Program (1982-86): Bu programın en büyük özelliği çevre ile ilgili politikaların diğer temel
politikalar ile entegrasyonunu sağlamak olmuştur.

- Program (1987-92): Bu program SEA ile aynı zamanda ortaya çıktığı için aralarında önemli bir
takım benzerlikler vardır. Değişik çevresel elemanlar için (hava, su, gürültü kirliliği gibi)
önlemler öneriyor olmasıdır. Ozon tabakasının incelmesi, iklim değişikliği gibi global sorunlar
nedeniyle çevre politikalarının uluslar arası boyutu daha önemle vurgulanmıştır.
5- Hareket Programı (1993-2000): Çevre konularında bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bu
program ilk kez "sürdürülebilirlik=sustainability" kavramını gündeme getirmiştir. Ekonomik
gelişme, sosyal aktiviteler ve çevre konusunda toplumun tüm kesimlerini ve kitle örgütlerinin
aktif katılımını, politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında esas almaktadır. 5 temel sektör
belirlenmektedir.
- İmalat
- Enerji
- Ulaşım
- Tarım
- Turizm

Bu 5 temel sektörde için konulan temel standartlar şunlardır:
• Yayılma (emisyon) standartları: Belirli maddelerin aşılması gereken sınırlarını belirlemektedir.
Kullanıcıya yeni belli teknolojiler sunulmakta ve kirletici maddelerin kaynakta kontrol
edilmesine çalışılmaktadır.
• Çevre-kalite standartları: Çevresel ortamda (hava, su ve toprak)bulunmasına izin verilen
maksimum konsantrasyonları ifade eder. Sanayinin tüm zararlı kompenetlerinin seyrelterek
ortama verilmesini sağladığından teknolojik ucuz çözümleri içerir.
• Ürün standartları: Bu standart ürünün yapısından bulunmaması gereken malzemeleri belirler. Bu
tür ürünlere pazarlama engeli yaratabileceği için ticari önem arz eder.
• Süreç standartları: Üretim sürecinde çıkabilecek maddeleri kontrol etmeye ve iş çevresine zararlı
maddelerin yayılmasını önleyerek çalışanların sağlık ve güvenliğini korumayı amaçlar.
• Biyolojik standartlar: Yaşayan organizmalardaki bazı maddelerin standardı olduğundan ölçülmesi
ve kontrolü zor olmaktadır. Uygulaması zordur.
Bu planların hazırlanmasındaki temel amaç çevre konusunda etkili tarafların belirlenmesi ve
kamu bilincinin oluşmasını sağlamaktır. Temel taraflar ise şöyle tanımlanmaktadır.
- Kamu yönetimi (yerel ve merkezi hükümetler) kitleleri eğiterek, yasaları uygulayarak ve
temel planlama kararlarını alarak önemli bir görev üstlenmektedir.
Tüketiciler ve atık yaratan özel-kamu kuruluşları çevre konusunda sorumlu olmaya
zorlanmaktadırlar.

amuoyu geleceğin çevre kalitesi üzerinde etkili olmaya çağrılmıştır.
Bu programda sanayi ve çevreye zarar veren önemli bir taraf olarak düşünülmüş ve temiz
teknoloji kullanmaya ve çevre bilinci geliştirmeye duyarlı olmaya çağrılmış ve teşvik edilmiştir. Bu
kapsamda çevre standartlarına uyum ve denetim işlemlerinin belgelenmesi ağırlık kazanmış ve EcoManagement
and Audit Scheme (EMAS) gündeme girmiştir.
AB haricindeki diğer üyeler çevreye yönelik olarak kendi standartlarını hazırlarken ISO
14000 devreye girmiştir. Zorunluluk taşımayan şu an isteğe bağlı bırakılan ISO 14000 temel felsefesi
şudur:
ISO 14000 felsefesi çevreye gerçekçi bir yaklaşım sergilemekte ve tüm kuruluşa bir çevre
bilinci vermeye çalışmaktadır. Çevreye yönelik girişimlerin katılımcı bir şekilde yürütülmesini
öngörmektedir.

ISO 14000 kapsamında, bir kuruluş aşağıda belirtilen ana başlıklar altında faaliyetlerini
yönlendirmelidir.

-Çevre yönetim sisteminin oluşturularak sürekli gelişimin sağlanması
-Çevresel etki değerlendirmesi (faaliyet, ürün ve hizmetin çevreye doğrudan ve dolayı
etkileri)
. -Kontrol süreç ve yöntemlerinin belirlenmesi
-Atık ve enerji yöntemi
-İş güvenliği ve meslek sağlığını koruyucu önlemlerin alınması
-Bilgilendirme iletişim ve eğitimin sağlanması
Bu kapsamda TKY ve ÇYS arasında önemli benzerlikler gözlenmektedir. Her iki sistemde
öncelikli inşam ele almakta ve bireyin fiziksel sağlığına ek olarak zihinsel gelişimini dikkate
almaktadır.

ÇYS genelde çevre başarısına yönelik bir çerçeve çizmektedir. Çevre konusunda başarı
çevresel kural ve yaptırımlarla sağlanabilecektir. EMAS her denetim aşamasından sonra "kurum
dışına" bilgi verilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu raporlarda kurum politika, program ve çevre
yönetim sistemine ait gerçek veriler bulunması kaçınılmazdır.

Böyle bir raporlama sistemi sadece çalışanların güvenliğini değil bölge insanının da sağlık ve
güvenliğini korumakta yararlı olmaktadır. Burada APELL (Awareness and Preparedness of
Emergenceis of Local Level)-Yerel Düzeyde Acil Durumlarda Hazırlılık ve Bilinçlilikten) söz etmek
yerindedir. Tehlikeli maddelerin artan üretimi depolanması ve kullanımı nedeniyle dünyada yaşanan
büyük endüstriyel kazalar sonrasında;
1974'de İngiltere'deki siklohegzan patlaması
1984'de Mexicocity'deki propan patlaması

984'de Hindistan/Bhopal'deki metilizosiyonad sızıntısı
1986'da İsviçre/BasePdeki patlama ve yangın, Ren nehri kirliliği
NEDEN APELL
Gerekli tedbirler alınarak büyük endüstriyel kazaların önlenebileceğine inanılsa dahi, gene de
böyle bir kazanın olması halinde karşılık verme planları yapabilecek kadar gerçekçi olunmalıdır. Bu
hazırlık bölgesel tehlikelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ve böylece koruyucu önlemler
oluşturulacaktır.

1986 yıllarının sonlarında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) özellikle gelişmekte
olan ülkelerin hükümetlerine kimyasal kazalar ve acil durumların oluşumu ve zararlı etkilerini en aza
indirmede yardımcı olmak üzere bir dizi önlem önermiştir. UNEP endüstri ve çevre ofisi (IEO)
endüstri ile müştereken, bölgesel düzeyde acil durumlar için hazırlıklı olma (Apeli) el kitabını
hazırladılar. Bu kitap CEFIC, CMA, CCPA, WHO, UNİDO ve diğer benzer kuruluşlarla tam işbirliği
ile hazırlanmıştır.

El kitabının amacı tehlikeli tesislerin bulunduğu bölgelerde toplum bilincini geliştirmek ve
acil durum planlan yapmak üzere karar organlarına ve teknik personele yardımcı olmaktır.
APELL'i kazaların önlenmesi önlenmesi ve acil durum hazırlığı için bölgesel işbirliği prosesi
veya güvenlik ve kayıp önleme teknolojisi artı toplumun bilgilendirilmesi ve acil durum
planlanmasında toplum ve endüstri katılımını içeren bir yönetim sistemi olarak tarif edebiliriz.
APELL'in başarısını engelleyebilecek başlıca nedenler ise
1) Aşırı Güven (Zaten bir plan var)
2) Kayıtsızlık (Burada bir şey olmaz)
3) Maliyet (Bizim gücümüz yetmez) dir.
Sanayi, yerel makamlar ve toplum liderleri arasında içten bir diyalog bu tutumların üstesinden
gelebilir.

...
..
.

Tamamına ekteki dosyayı indirip ulaşabilirsiniz.
 

Ekli dosyalar

Üst